EN

Görün, etkile, farklı ol, güven ver!

Çiğdem Dedeoğlu

Başlığım insan ilişkilerini anlatıyor ama ben size marka ve insan ilişkisini anlatacağım.

Filistin’deki olaylar yıllardır devam ediyor çoğumuz bu zamana kadar bazı farkındalıklar yaşadı ama sürdürülebilir bir çözüm yönetimini başaramadık. Gazze’de binlerce suçsuz insanın ölmesi, çoğununda çocuk ve kadınlardan oluşması uluslararası basından gelen o görüntüler benim gibi birçok insanında vicdanında çığlıklar attırdığına eminim. Ama bu sefer dünya sessiz kalmadı, farklı din ve görüşten merhametli milyonlarca insan sokaklarda, dijital ve basılı dünyada sesini duyurmayı başardı. Aslında bu sadece ana konuma giriş kısmı çünkü ben size alışveriş tercihlerimizin neden yerli ve milli markalarımız değil de yabancı menşeli ürünler olduğunu anlatmaya çalışacağım. Biz bazı üreticiler ve hizmet verenler olarak neleri eksik yapıyoruz?

İlk başta yabancı markaları inceleyelim birlikte; aslında görselleriyle alıntılar yapmak isterdim ama görünür olmak en büyük reklam aracıdır o yüzden yazılarımla devam ediyorum. Bir ürünü almamızdaki en büyük sebep ihtiyacımız olmasıdır, raflardaki birçok ürün arasında elimizin hep bazı ürünlere gitmesi onlara çok güvenmemizdendir. Peki bu güveni bizde nasıl sağlıyorlar? Başlıyorum… İlk olarak: Ürün ve hizmetin adı, rastgele isimler seçmiyorlar inanın, alt yapısında ona hizmet edecek bir inanış ve değer verdikleri bir duygu vardır. İkinci olarak ise; aklımızda yer edecek olan slogan. Örnek verecek olursam: Pepsi: ‘Yaşatır seni’, Coca Cola: ‘Aç bir Coca Cola, Loreal: ‘Çünkü ben buna değerim’ birçok örnek var ama daha kolay anlatabilmek adına marka isimlerini geçirmek zorunda kaldım. Slogandan sonra o ürünün logosu, logo deyip geçmemek gerekiyor çünkü logonun tarzı, fontu ve renkleri her birine bir anlam ve hikaye yüklendiğinde bu tüketiciye enerji ve bilinçaltı duygularıyla geçiyor. Yukarıda saydığım tüm aşamaların birbiriyle bütün olması çok önemli çünkü karşı tarafa güven vermek özenli olmayı gerektirir. Tam burada bir konu açmak istiyorum "Reklam mutluluklar yaratır." hangi ürün tanıtılırsa tanıtılsın, sonuçta hep mutlu insanlar, kıskanılan insanlar vardır. Tanıtımı yapılan ürünü kullanan kişiler, ürünün verdiği tatminle hep mutludurlar.

Şimdi kendimize dönelim, benim ve sizlerinde hissettiği gibi alışveriş yaparken duygu satın alıyoruz. O ürün ve hizmetin hissettirdiği hikayeyi bilinçaltımızın tercihiyle satın almayı istiyoruz. Başarılı reklamlarda ürünü tercih eden kişiye ‘eğer siz bu ürünü kullanırsanız mutlu olacaksınız, güvende olacaksınız’ mesajı verilir. Biz de buna hiç dayanamayız. 

Şimdi sıra ambalajlarda,  ambalajlar bizim kıyafetlerimiz gibidir nasıl görünmek istiyorsak öyle giyiniriz. Tüketiciler olarak bizlerin tercih ettiği amlalajlar havalı, renkli, özenli ve şık olanlarıdır. Yurt dışı menşeli büyük markalar genelde aynı ürünü farklılaştırarak çoğu zamanda içeriğini aynı bırakarak ambalajındaki şekli, rengi, konsepti değiştirip yeni ürünmüş gibi tekrar raflara sürerler çünkü biz tüketiciler hep aynı ürünü kullanmaktan ya da aynı şekilde görmekten sıkılabiliyoruz, çok az markanın klasik halleriyle raflarda kaldığını görürüz.

Bu zamana kadar alışveriş listemizde sıklıkla yer alan yabancı markaların ürün ve hizmetleri en mükemmel şekilde raflarda yer aldıktan hemen önce ve hemen sonra o ürün ve hizmetleri TV reklamlarında, radyoda, billboardlarda, otobüs duraklarında, hava alanlarında, dergilerde, gazete ilanlarında, sosyal medya hesaplarında aynı anda görürürüz. Bir ürün ve hizmeti alabilmeye bilinçaltımızın ikna olabilmesi için o ürün ve hizmeti birden çok görmesi yeterli olacaktır. Yine bu markalar ürün ve hizmetlerini daha çok kişiye satmak için devamlı kampanya ve indirimler yapıyorlar ve bunu yaparken de ülke bazlı davranış alışkanlıklarına göre yapabiliyorlar, ülkemizden örnek verecek olursam; o ürünü ramazan sofrasında ya da dini bayramlarımıza uygun konu konseptlerle bize sunuyorlar. Bize şöyle bir algı veriyorlar ‘size saygı duyuyoruz, sizinle empati kuruyoruz, değerleriniz bizim için önemli’ her şey çok güzel. Bizlerde o markaları tercih ettik aldıkta aldık, sevdik, bağrımıza bastık, onları başımıza çıkardık. Şimdi gördük ki; maddi ve manevi olarak çok güçlenmişler.

Ben uzmanlık alanıma göre markalaşma üzerinden size konuyu aktarmaya çalışıyorum onlar neler yaptı da milli markalarımızın önüne geçti kısaca anlatmaya çalıştım. O ürünlerin kaliteli olmaları ya da modellerinin farklı olmaları ayrı bir konu ama zaten içeriğinde ne olursa olsun ya da modeli nasıl olursa olsun ‘gören gözün hakkı vardır’ deyip alırız. Görünür olmanın çok kıymetli olduğuna bir kez daha değinmek istedim.

Ülkemiz başta olmak üzere dünya ülkeleri Gazze’de yaşanan bu olaylara boykot yapma konusunda alışveriş tercihlerini değiştirmeye gidiyor. Millileşme konusunda, Türkiye’nin kendi değerleriyle kalkınmasına katkı sunmak için büyük bilinçlenmeler başladı. Ben ilkokulda iken öğretmenimiz yerli malı haftasını bize iyi analatabilmek için mahalle pazarına götürmüştü, orada kıymetli topraklarımızda yetişen mevye ve sebzeleri görmüştük hatta dönüşte de hepimize bir mandalina ve elma alarak ikram etmişti. Unutmadığım bir anımdı ama Türkiye’de o günden bu güne üretim ve hizmet konusunda çok şey değişti. Şimdi biz esas konumuza gelirsek; Türkiye’de yerli malı seferberliği ilan etsek bu süreçte çıkan boykot seferberliği kadar etkili olmazdı o yüzden Türk markalarına şimdi tam zamanı diyorum. Görünür olun, hedef kitlenizi sloganlarla etkileyin, görüntünüzle raflarda farklı olun ve duruşunuzla güven verin! Bu sürecin tüm aşamalarını diğer yazımda sizlerle paylaşacağım. Bu yazımın mottosunu ‘Ey Türk markaları görünür olun’ olarak seçiyorum. İyi kalpli insanlar için bir şeyler yapabildiğimiz ve Türkiyemize değer katabildiğimiz günler yaşamamızı diliyorum.

Çiğdem Dedeoğlu

Designpr Kurucu Başkan / Yaratıcı Yönetmen

13.11.2023
WhatsApp Destek Hattı